En son mayısta yazmışım,epey olmuş. Ağustos geldi,eylülde gelir yakında.Yaklaşık 10 gündür dünyadan bağlantısını kesmiş ve her şeyin bana flu göründüğü bir süreçten geçtim.Kendi işini kendi görmeye alışmış, halsiz ve hareketsiz kalmaktan hiç hoşlanmayan biri olarak yakında bikonveks tabletler açık somon renkli şekerlere dönüşeceğim. Hasta olmadan önce ne kadar mesutmuşum meğer. Vücudun en büyük güvenlik açığı.Vakti ve enerjiyi heba etmesi/ettirmesi tam bir kan emici.
Yine kıymet bilemedim değerini anlayamadım diyemeyeceğim.Çünkü mevzu neyin kıymetini bilmemek olursa olsun,kaybettiğim zamandan itibaren kıymet bilmeye başlayacağım.(sizinki çok farklı sanki ) Bu; iş olur,eş olur,sağlık olur.Olur işte..
Bir konuda çok bunalınca Hayatın kısalığı ve tekliğini düşünmek gerçekten işe yarıyor. ( Veya alternatif olarak evrenin büyüklüğü )
Kıssadan hisse;
5-İçinde maloz dolusu bir havuzda ilerliyormuşsun gibi bir hisse kapılırsan panik yapma.
4-Dışarıya mükemmel izlenimi vermene gerek yok, bide içten çürümek var.
3-Okuyacak bir şey kalmadığında kendin yazmayı dene.
2-Beni sadece Allah korudu bugüne kadar.Bundan sonrada Allah koruyacak. Sizide Allah korusun.
Ben en güzel, ben en sıcak, ben en kaçık, lafım açık saçık, ben var ya ben benim adım yeter, kapalı kapı bırakmam, ben piru pak, alnım hep ak, harama el uzatmam, ben çalışkan, ben yetenekli, ben sempatik, ben eğlenceli, ben akıllı, ben yakışıklı, ben bakımlı, ben her eve gerekli, ben yanılmam, ben hep tamam, çok bulunmam, eşime rastlamam, ben inançlı, ben inatçı, ben hep haklı, sözümü sakınmam, olduğu kadar olmadığı kader, hallederiz reyiz, sen raaat ol.
Aslında o "Mis" değil "Misk"olacak.Uygarlıklar tarihi kadar eski bir ürün "Misk" veya "Miskler". Doğudan batıya doğru etimolojik bir seyahate çıkmış bu arkadaş. Türkçeye de büyük ihtimalle Farsçadan mülhem "misk"olarak gelmiş, ondan da "mis"tabiri türemiş. Velhasıl kelam kelimenin anlamı hala"testis". Şimdiye kadar kullandığımız:
Misler gibi yıkanmış...
Mis gibi kokuyor...
Sanki misk-i amber, öyle harika bir kokusu var...
Ağız dolusu kullandık bunları bu zamana kadar , bundan sonra için gerçekten bilemem.Ben uyarayımda :))
Nedir efendim bu misk 'in özelliği ? Bir parfümü rafine hale getirebilir, dengeleyebilir, sadece kendini değil üzerine eklenen diğer kokuları sabitleyebilir ve bütün bunları kokunun tümünü ağırlaştırmadan yapar. En basit parfümde bile duyarlılığı ve sıcaklığı tetikleyen özelliği nedeniyle, miskten destek almakla kalmayıp, sadece misk üzerine inşa edilmiş pek çok parfüm vardır. Rakipsiz tek parfüm içerik maddesi diyebiliriz.
Doğal misk hayvansal bir malzemedir. Himalayalar'ın yükseklerinde kendi halinde yaşayan bir geyik türü vardır. ( Moscbus moscbiferus ) Bu geyik türünün testislerinin üzerinde küçük bir kesecik var ve bu kesecik birkaç katman deriyle kaplı."Parfüm dünyasının kraliçesi"işte bu keseciğin içinde yer alıyor. Yaz aylarında olgunlaşmamış misk, çevresindeki canlı dokulardan bu kesenin içine doğru akıyor ve burada birkaç hafta veya en fazla iki ay kadar kalıyor. Kesenin içine akan olgunlaşmamış sıvı, burada olgunlaştıkça katılaşıyor ve kırmızı-koyu-kahverengi arası, mum kıvamında granüllere dönüşüyor. İşte o granüllere "Misk" diyoruz.
Bugün bu vahşi uygulamalar sonucunda Moscbus moscbiferus'un nesli tükenmek üzere. Avlamak elbette artık yasak. Ancak mesela Moğolistan"da geyik avı 1953 yılından beri yasak olmasına rağmen, 1996 ila 2001 arasında yıllık 2000 erkek geyiğe eşdeğer misk kesesinin; Rusya'da 90'lı yıllarda, her yıl 60.000 geyiğe eşdeğer risk kesesinin pazara düştüğü söyleniyor. Tabii, bugün kullanılan misklerin tamamı bu yolla elde edilmiyor, sentetik miskler kullanılıyor artık. İlk jenerasyon sentetik misk moleküllerine jenerik olarak "nitro miskler" deniyor.
Gerçek hayatın amacı, ne sadece hayatı olduğu şekliyle temsil etmek, ne bir kaçış heyecanıyla hayatın gerçeğinden firar etmek, ne de hayatı değersizleştirmektir. Gerçek sanatın amacı, daha çok, hayatın bedelini verip hayatı geri almaktır.
Klasik Çin metni "Konfüçyüs'ün Bilgeliği"nin bir bölümünü oluşturan "Liki"de beyan edildiği gibi;
"Üstün insan , insan doğasının yeniden keşfedilmesi yoluyla insan kalbinde ahenk yaratmaya uğraşır ve insan kültürünün mükemmelleştirilmesinde bir vasıta olarak müziğin derecesini yükseltmeye çalışır.Böyle müzik yaygınlaştığı ve kişilerin zihinleri doğru ideallere ve gayelere yöneltildiği zaman , büyük bir milletin ortaya çıkışını görebiliriz.
Bu sözleri içi gibi yaşayan,üreten,düşünen bir fikir ve müzik insanı Fazıl Say... Bir toplumun gelişebilmesi için müziğin önemini bilen, bu uğurda günde 3-4 saat konser vermekten kaçınmayan, projeler yaratan, fikirler üreten, besteleriyle insanların saklı kalmış duygularının çıplaklığında bırakıveren ama kalabalıkların içinde yalnızlığına ve özgürlüğüne muhtaç, zaman zaman hüzünlü , zaman zaman tebessüm içinde bir durum...
Yorulmadan, bıkmadan, usanmadan çalışıyor, üretiyor, anlatıyor... İnanç ve samimiyet.İnsanlığa kalıcı izler bırakanlar ve bırakacak olanlar, inandıkları gibi yaşayanlardır.
Konuşmak için önce lisanı bilmek lazım.Aynı şeyleri söyleyen üst üste cümleler kurar,taklalar atar.Bu insanlara geveze yada kendini ifade edemeyen insanlar denir.Bazı insanlarda kısacık bir cümle kurar;ses tonuyla seçtiği cümlelerle onu sana söylediğinde duvara asarsın.
Müzik ruhum yandığında ortaya çıkan kokudur. (Tuncer Tunceli )
Hatay Arkeoloji Müzesi Hitit tarihinin en önemli
komutanı ve devlet adamı Şuppiluliuma’nın (söylemesi çok keyifli) heykeli M.Ö
9.yüzyılın başları.
Evet
aynen o şekilde ‘Dum Dum Tıkırak Dum Tıkırak ‘şeklindeki mırıldanmaların zirve
yaptığı yer burası. Hani aklımıza gelen o bilindik ritim ve melodiler. Bazen
acı veren, duygularımıza tercüman olan bazen de hayata dört bir koldan
sarılmamızı sağlayan.
Aslında
buradaki olay o bildiğimiz müzik stilinden öte, genel başlığı kapsayabilecek
bir sanat stili. Bu stilde neler mi var ? Mimari, süsleme sanatı, içinde birçok
renk ve modellemenin bulunduğu yapılar ve sentez.
Manevi olgunluk
ve düşünmeden o kadar uzaklaştık ki ancak her şeyin merkezine parayı oturtursak
mutlu olabileceğimizi düşünüyoruz. Daha sonraları geçmiş olsun dememek için
hayattaki en güzel eylem olan ‘gitmek’ sözcüğünü harekete geçirelim. Kalmak çok
sıkıcı. En azından şu anlık.
Kardeşlik
ve sevgi kavramlarının somutlaştığı, birçok din ve mezhep barındıran halkın
sorunsuzca yaşayabildiği bir yer Hatay. Gittiğimizde doğanın sunduğu
olanakları, tarih boyunca yaşamış toplumların kalıntılarını görüp, daha önce
yediğiniz mezelerin, tatlıların, et yemeklerinin plastik olduğunu düşünmeye
başlayacaksınız.
Hatay’ın
yöresel yemeklerinden ‘Kağıt Kebabı’
Hatay deyince akla ilk gelenlerden ‘Künefe’. Her daim yenilesi, üstüne de türk
kahvesi içilesi bir tatlı. Belki bu
familyadan değil fakat gittiğiniz zaman dondurmasını da mutlaka denemelisiniz
Dünya’nın ilk Katolik Kilisesi. Hristiyanların
gizli toplantılarını yapmak için kullandıkları mağara özelliği ile bilinmekte.
Saint Pierre Kilisesi İçi
Türkiye’nin üçüncü deniz
müzesi
Antakya’ya özgü geri dönüşüm yolu ile üretilmiş üfleme, yeşil cam koleksiyonu 140 yıllık tarihi Antaky evinde sergileniyor.
Habib-i Neccar Camii
Türkiye deki en eski camii.
Titus Kaya Mezarlıkları ve Titus Mağaraları Yolu
10 yıl boyunca Musa Dağı’nın eteklerindeki
kalker kayalar delinmiş ve toplam uzunluğu 1380 metreye varan kanal tamamlanmış.
(Tünel UNESCO’nun Dünya mirası geçici listesi 2014 yılında eklenmiş.)
Tüneller ve mezarlıklar Samandağ ilçesinde.
Burası Suriye sınırına oldukça yakın ve çok
fazla mandalina bahçesi mevcut. Oradan geçerken tanışıp avuç dolusu mandalina ikram
eden ismi İzlanda yanardağlarını aratmayan Hasan Metin Tayfur Keser Kılıç abi
oldukça samimi ve yürektendi.
Burası Harbiye Şelaleleri. Çevre olarak defte
bitkisi ve koza ipeği üreticiliği çok yaygın. Gitmişken tamamen doğal olan
sabunlardan alıp kokusunu içinize çektiğinizde ‘Dede Dede Piss Dede Dede Piss yerine Dede Miss Dede Miss’ diyeceksiniz.
Hatay Arkeolojisi Müzesi
984 metrekarelik bir alanda 35.433 eserin
sergilendiğini düşünün. Kesinlikle kendinize bir iyilik yapın ve ölmeden önce
yapılacaklar listenize burayı da ekleyin. Dünya’nın bu halde olmasının sebebi
sürekli artan beyinsizlik. Beynimize iyi bakmamız lazım değil mi? Haydi bunu
kendinize çok görmeyin dışarı çıkın.
Her seyahat içindeyken
muhakkak o seyahat ile eşleştirdiğim bir müzik albümü oluyor. Bu seyahatimde
Kan’Nal ‘ın 2005 yapımı ‘Dreamwalker’albümünü bol bol dinledim. Bir gün rüzgar
atsın sizi oraya, sonrası çok güzel…